Av Ali YILDIRIM Av Ali YILDIRIM
Ali Yıldırım
Anasayfa | Biyografi | Linkler | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | İletişim | Ziyaretçi Defteri | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

TAŞ...!(Hakan BİLBAY)

.......

Kategori  Kategori : İktibas
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1066
Tarih  Tarih : 28 Ağustos 2008 14:42

Bir ağlama sesi duyuldu. Ağlayan gözlerinin açtı. Tarlanın bu köşesindekilerin gözleri sevinçle parladı. Ötekileri sesi duymamıştı. Çünkü herkes sıcakta çalışıyordu. Bir kısmı hariç. Onlar gölgede dinlenip ötekilerin nasıl çalışması gerektiğini belirliyorlardı. Onlar olmasa herkes birbirinin işine karışacak her şey altüst olacaktı. Çalışanlar bile aç kalabilecekti. Bunun için önce onlar her şeyin tadına bakıyor. Sonra azar azar çalışanlara dağıtıyorlardı. Bir de o duvarın yükselişini kontrol ediyorlardı. Duvar ne kadar yüksek olursa çalışanlar o kadar mutlu olacaktı.

 

 

 

          Süt emdi. Büyüdü. Toprakta oynadı. Karıncaları, böcekleri, bitkileri gördükçe gözleri hayretle ışıldadı. Biraz daha büyüdü. Yürüdü, konuştu, koştu. Artık karıncalar, böcekler, bitkiler onun için sıradan şeylerdi. Tarlada küçük işler yapmaya başlamıştı. Bu arada arkadaşlarıyla birlikte, nasıl çalışacağını öğreniyordu. Tecrübeliler onlara öğretiyordu. Bir gün arkadaşlarından biri “biz niye çalışıyoruz” diye bir soru sordu. “Çalışmasak aç kalırız, hem iyi çalışırsak ilerde bizde gölgede oturabiliriz” diye yanıtladı. Arkadaşı güldü. “Ben niçin çalıştığımızı biliyorum.”

 

 

 

         “Niçin? ”

      

         “Benimle gel.”

 

 

 

          Gittiklerinde bir grubu çalışırken gördüler. Selam verip yaklaştılar, tanıştılar. Sonra oturup konuştular. İçlerinden biri niçin çalıştıklarını, çalışmalarının anlamını, çalışmalarının anlamlandırılması gerektiğini anlattı. Eğer çalışırlarsa, çalışmalarının anlamına varırlarsa altlarından ırmaklar akan, meyvelerle dolu her şeyin güzel olduğu herkesin mutlu olacağı bir bahçeye giden yolu bulacaklardı.

 

 

 

          Bunu daha önce de duymuştu. Babası, annesi, çevresindekiler de bu bahçeden söz etmişlerdi. Ama bunlar bir başka anlatıyorlardı. Bu bahçeden bahsettiklerinde gözleri ışıldıyordu. Bunu anlamıştı. Ama “anlamlandırmakta” neydi. Bunlar bunun sırrına varmışlardı herhalde. Varmışlardı ki birbirlerine yardım ediyor, taşları beraber kaldırıyor, tarlayı beraber ekmeye çalışıyorlardı. “Yalnız kalırsak” diyorlardı, “ekemeyiz tarlayı, anlamlandıramayız çalışmamızı, hem gölgedekiler hep oturur, biz çalışırız onlar yer durur daha da yükselir. O zaman göremeyiz bahçeye giden yolu, varamayız bahçeye.” Gölgede oturanlar sevmezdi bu arkadaşları, babam annemde korkarlardı onların yanında görünmemden. Bir gün babam beni çağırdı. O arkadaşların yanına gitmemi, gidersem gölgede oturanların bana tattıkları şeylerden vermeyeceklerini, hatta cezalandıracaklarını söyledi. Söyler söylemez taş oldu.

 

 

 

          Ben arkadaşlarla tarlada çalışmaktan çok memnundum. Yorulmuyordum, yorulduğumun farkına varmıyordum. Ama gittikçe çoğalıyorduk. Çoğaldıkça daha da rahatlayacaktık. Birbirimize yardım edip duvarı ve duvarı yükseltenleri yıkacaktık. Çünkü duvar yükseldikçe birilerimiz daha çabuk taş alıyordu. Bazılarımız daha çok çalışırdık. Bir gün çok çalışan bir arkadaşım diğerlerinin niçin az çalıştığına kızıp, çalışmayı bıraktı. Taş oldu. Biri çalışıyormuş gibi yaptı. Taş oldu. Biri başka yerde çalışan arkadaşları çalışmamakla suçladı. Taş oldu. Biri ben artık usandım. Artık yapmayacağım dedi. Taş oldu. Biri az kazandığını söyledi. Taş oldu. Biri ben kazandım dedi. Taş oldu.

 

 

 

         Biri arkadaşların bu çalışmalarının boş olduğunu, bu çalışmayla bir yere varılayamacağını anlattı. Taş oldu. Biri… Biri… Biri…

 

 

 

          Kafamı kaldırdım. Taşlarla örülü duvarı gördüm. Duvarda, babamı, bazı arkadaşları, amcamı, öğretmenlerimi, ağabeyimi, en lakın diye bildiğim arkadaşlarımı ve daha nicelerini gördüm. Elleri, ayakları kan içindeydi, duvarı aşmaya çalışıyorlardı. Bazıları duvarın yukarılarına doğru tırmanmıştı. Belki de bahçeye giden yolu görebiliyorlardı. Bazıları da duvarın aşılamayacağını düşünüp duvarın önüne oturuyorlardı. Oturan taş oluyordu. Böylece duvar yükseliyordu.

 

 

 

            Gerildim. Koşacaktım. HAYATIN GERÇEKLERİ duvarını aşacaktım. Aşmalıydım. Duvarı aşıp GERÇEK HAYATI görmeliydim. Bahçeye giden yolu görmeliydim. Hem bazı arkadaşlarda yardım edecekti duvarı aşmama, öyle sözleşmiştik.

 

 

 

             Sonuç duvarı aşıp aşamadığım belli olduğunda yazılacak. Önümde iki seçenek var; TAŞ olmak ya da ŞAHİD olmak…

            

                                             (Hakan BİLBAY 1998 Konya)

            

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

İktibas

En Çok Okunan

Son Makale
ALLAH ZAMANI YARATTI! Av. Ali YILDIRIM
Av. Ali YILDIRIM

Son Dakika Haberleri

Anket

En son ne zaman yazı(mektup,makale,günlük,deneme vs) yazdınız?







Tüm Anketler

MALATYA

© 2005-2007 Tüm Haklari Saklidir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Tasarım ve Programlama: AysisWeb